4 Kasım 2012 Pazar

HAYATIN NOTASI



Dokuz sekizlik ritimdi tutulan
Adımlar birer birer ezip geçerken yolları
Derken durulur ve başa alır hayat kendini.
Ve makam rasttan, hüzzama döner,
Başlar işte o an yağmur güftesi.

Düşler, tutar mazinin yakasından,
Çağırır yaşanmışlığı, yağmurda ıslanmaya.
Hayat kulaklarda yankılanır,
Yudum yudum içer namesini.
Adımlar aksaktır, yetişemez artık ritme
Birden aykırı bir ses duyulur
Rahatsız olur hislenen gönüller
Heyhat! Yanlış nota bastın sazende
Hayatın sıradaki notası “es”ti.

10 Ekim 2012 Çarşamba

BOŞA GEÇMİŞ ÖMÜR BENDEKİ


Salınıp eski zamanlardan bir hatıra sun bana
O eski demlerden bir tat, bir hava getir
Ey rüzgar, süpür semamdan gri bulutları da
Bana huzur dolu bir kalpten neva getir 

Sükuta durmuş umut, kırık düş müzesi gönül
Birer birer terk eylemiş gitmiş diyarı yaran
Yokluğu kalmış gidenin, yitik sevda kabri gönül
Her gidenin ardından kalb-i virandır geriye kalan


Ne söylesem yok alemde bir duyanım, dinleyenim
Zamanı dolmuş, rengi solmuş sözdür dilimdeki
Ne bir reh-i sevda var ilerlediğim, ne bekleyenim
Ne yare ki, boşa geçmiş bir ömür bendeki…             

EYLÜL KAPISI


Eylül kapısının ardından gelsin artık

Gelsin sazendeler, rakkaseler

Konser sahnesine çıkıyor gibi

Ve çalınsın en bilindik şarkılar

Dönsünler etrafımda, hep dönsünler.

Açılsa da eylül kapısı mateme

Eksilmesin neşemizden hiçbir şey.

ATEŞİN MIZRAP TUTAN ELLERİ


Uyandım, kabirden tekrar dirilir gibi uyandım.
Sessiz gece, çepeçevre sarmış beni,
Arkam, sağım, solum karanlık sobe.
Hayır, öyle değil, ruhum onun elinde.

Önümde ışıktan yol, uzakta çok uzakta.
Cebren götürülüyorum, gitmek istemesem de.
Bir adım, bir adım ve bir adım daha…
Huzmeleri doluyor gözbebeklerime, anlıyorum.
Arkam, sağım, solum karanlık sobe.
Hayır, öyle değil ruhum onun elinde.

Alevler yükseliyor birkaç adım ötede,
Avuçları ısınıyor karanlığın, terler gibi ağlıyorum
Bir adım ve bir adım daha, karanlık ardımda artık.
İşte üstündeyim serilmiş kırmızı halının.
Tabanlarımdan karıncalar ilerlerken beynime
Sızıyı mırıldanıyor ruhum,
Sinir tellerine, alevden mızrap vurdukça,
Gözyaşlarımla tutmak istiyorum,
Ateşin mızrap tutan ellerini, ama nafile!
Başaramıyor hiç biri, buharlaşmadan düşmeyi.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

*** Gazel 6 ***

Meyhane-yi canda mey-i aşk bizi hammar eder
Afettir andan ayrı düşmek bizi bimar eder

Vaka-yı muhali mümkün kılar, ırağı yakın
Hayal-i yar ile hemhal edip bizi bidar eder

Aşk var iken dilde umur etmeyiz masivaya
Sima-yı şemsin etrafında bizi seyyar eder

Hak ile beden olsa yeksan, nisyan olsa nam
Gam değil çün sine-i canan bizi izmar eder

Sebep ne ola ki Fadi rad misal feryadına
Arzum sükut amma derd-i aşk bizi güftar eder

*** Gazel 5 ***

Benden içre aşkın senin değil nevzad
Ta kal-u beladan olunmuştur bünyad

Dil, edip hendan eyle hıfzetmiş sevdan
Kim ırak olsan şevk ilen eyler terdad

Fikretsem adem-i aşkın, geçtim arzı
Dar olur bana asuman ey melek-zad

Nevk-i müjgan ü kal itdü bedeni la'l
Hekim der bu hal olmaz şifayab minbad

Ya dil-i mecruhum sakin it hay huyun
Ya eyle şol ömr-ü beyhudeyi infad

Kalbedip akl ile aşkı Fadi bir dem
Şöyle oldu kim ehl-i mecnuna üstad

*** Gazel 4 ***

Firkatinle akar gözümden yaş, hun olur
Yekpare tenim nihayette gülgun olur

Ruy-i mahın hatıra geldikçe cananım
Gam az gibi dilde, hicranım efzun olur

İnletse alemi ağyar güzeliz deyu
Hüsnüne karşın niceleri meskun olur

Aşkına şah-ı bendeyim, lutfet nazarın
Yok der isen her günüm ayn-ı kurun olur

Haml-i hicrden na'tuvan olmuş bedenim
Mecnun görse, aşkın unutup mahzun olur

Görmeyip reva, etmesen tedbir-i derman
Eylemez Fadi ah, aşkınla memnun olur..

7 Haziran 2012 Perşembe

*** GAZEL 33 ***


Bunca nisyana seni, Halık-ı Rahimim tevbe
Hem isyana etmek gerektir sana hatta evbe

Et tecelli ism-i Münevver ile şu kalbime
Senden ırak her dil ü mekan olur birer izbe

Olsam da pürkusur, reca-yı hubum var necata
Der habibin zira el mer’u mea men ehabbe

Kerim ü Rahimsin gelsek de biedep huzura
Etme at'andan mahrum ya Rab, bitsin hal-i kabbe

Yed ile beraber aç dilün Fadi arz-u hal et
Gizli açık Hakk’a niyazın saklar bu gök kubbe

4 Haziran 2012 Pazartesi

*** GAZEL 27 ***

Bağ-i dilden güller sunsam sana deste deste
Gülistan-ı cihan hem feda etsem şayeste

Mekândır hem füzun eden hasretin hem zaman
Visalin ne mümkün, ten bitap, kadem aheste

Bezmine varsam bir mesud an-ı seyyalede
Ezadan başka olur mu lütfun bu sermeste

Ne söz fayda eder bu kışnüma yevm-i firakta
Ne Nasuh tesir eder, çün ey yar dilşikeste

Payim atmaktan hak-i ağyarda natuvanem
Hem geçen her anım bezm-i ağyarda dembeste

Vazgeçme Fadiya yed-i cefasından yârin
Meratib-i aşk çektiğin eleme vabeste

29 Mayıs 2012 Salı

*** Gazel 32 ***

Baksan bidayet-i hilkat-i nasa hicret var
Terk-i cennette bir hikmeti ala hicret var

Solmuş nahl-i güller âlemde al tulumbanı
Bülbülü susmuş harap gülistana hicret var

Pinhan od yanar dilde bu zaman-ı acipde
Sinede nur ile mücerred nara hicret var

Azm-i ila-yı nam-ı Celili etsen zeminde
Semadan arza inayetçün sana, hicret var

Bad-ı nevbahar ardına takılırsa da ruhun
Şad ol Fadiya çün kuy-u canana hicret var

1 Mayıs 2012 Salı

SERGÜZEŞT-İ İNSAN

Çöktü üzerime koyu karanlık
Cehennemi yaşadım bir anlık
Bedenim toprakta paslı sandık
Yavaş yavaş gömülüyorum…

Tahta kafesim hışımla gıcırdamakta
Beyaz urbam usulca sıyrılmakta
Ruhuma ılık ılık nefes dokunmakta
Bir el uzanıyor, diriliyorum…

Engin deniz misali kordan sahra
Yok bir serin gölgelik istersen ara
Suni genişlik mahkum etti dara
Yangınlarla paklanıyorum…

4 Nisan 2012 Çarşamba

HAZAL...
















Ne necm-i tali var gecemde artık ne hilal
Başka bir kasvet sarar günü, zulmet hep leyal
Dur hele, dehr-i birahim nedir bu isti’cal
Hazanı yaşattın yine, bahar oldu hayal
Rüzgârınla kırıldı hak-i dildeki nihal
Anla bir, yazılı berg-i sevda buldu zeval

Nedendir bir ömrü seninle paylaşmak muhal
Nedendir söylesen de bilsem, ah bilsem hazal

Leyl-i derunuma derdimi ederim pinhan
Nicedir olsada nar-ı aşkın ile suzan
Güftarı sana, meskûndur hep âleme lisan
Vakt olsa anlatsa sana seni dil-i revan
Âlem-i misalde oluruz iki kahraman
Efsus ki, bu vuku-u hayale yok bir imkân

Nedendir bir ömrü seninle paylaşmak muhal
Nedendir söylesen de bilsem, ah bilsem hazal

Çah-ı dehanın yanında bir siyah hal vardır
Ruhsarında berg-i gülden kalma bir al vardır
Handan çehrende afitab misal bir hal vardır
Avaze-yi güftarında sanki zülâl vardır
Şaşma hale kim, her mevsimimde hazal vardır
Öyle lakin sende bilinmez bir kural vardır

Nedendir bir ömrü seninle paylaşmak muhal
Nedendir söylesen de bilsem, ah bilsem hazal

Hicr-i pertev-i ayn iken, lütfun görsün ağyar
Bigâne edasın, ne fayda etsem ah u zar
Mevsim hazan, rengi hazal, umulur mu bahar
İkliminde, hüzn içinde bülbül-ü nalekâr
Hışmetme cana, olma sakın bana sitemkâr
Bela-yı gamdan etti Fadi aşkın aşikâr

Nedendir bir ömrü seninle paylaşmak muhal
Nedendir söylesen de bilsem, ah bilsem hazal

16 Mart 2012 Cuma

YAŞ YİRMİ ÜÇ...

Yaş yirmi üç yolun bir kısmı eder
Herkes gibi herhangi bir yerindeyiz ömrün
Çocuk çağımızdaki o masum, neşeli günler
Ah çekip bir sigara yakmak nafile bugün
Edindiğin o kadar bilgeye rağmen elden gider...

15 Mart 2012 Perşembe

AĞLARIM HATIRA GELDİKÇE GÜLÜŞTÜKLERİMİZ...


Nihayet-i muhabbet oldu bidayet-i veda
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz
Boş odamda dolanır bir ah, bir sızılı seda
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

Kaldı yadigâr şimdi çeşm-i giryan dil-i püryan
İşitmez ahımı kim bigâne eda o sultan
Yayılır ekşim zemine peyda olur bir umman
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

Dünde bir bünyad-ı sevda yıkmaya karar kıldık
Efsus ki can, biz de o enkazın altında kaldık
Dildeki bu yâre-yi hicran hemen geçer sandık
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.

Hayat bugün geri dönülmez bir yolun başında
Maziden kalan anılar birer zakkum tadında
Eski hatıradır Fadi şimdi, yârin yâdında
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.

13 Mart 2012 Salı

NE GÜL ZAMANIDIR ŞİMDİ NE BÜLBÜL...

Al da bu çiçekler başucunda dursun,
Ne gül zamanıdır şimdi ne bülbül
Sakla, iki yaprak arasında koksun
Ne gül zamanıdır şimdi ne bülbül

Hazan içinde hüzün bir gelir şimdi
Bu yeldada ne yağmur, ne rüzgâr dindi
Neşe rengini sayfadan bir söz sildi
Ne gül zamanıdır şimdi ne bülbül

Yüzünün hayali uyutur bu gönlü
Yine senin gönlün unutur bu gönlü
Sanma başka bir şey avutur bu gönlü
Ne gül zamanıdır şimdi ne bülbül

Güle nisyan ulaştı bülbül ilinden
Yok ki halas bivefa zulüm selinden
Yâdın silindi Fadi yârin dilinden
Ne gül zamandır şimdi ne bülbül.

12 Mart 2012 Pazartesi

EN GÜZEL ŞİİR GİDENE YAZILIR...

Dönme, zayıftır dallarım
Tekrar çiçek açmaz
Meyveye duramaz kırılır
Dönme baharın o hoş havası,
Çarpar şimdilerde, bana yaramaz
Boş odamın içinde bir dünya
Bir umman yol bulur illa
Ama sen dönme...
Güzelliğine yakışmaz bu harabe
Geceye hapsolur mu güneş
Gerçek olur mu yalana eş
Dönme kırılır söz kanadım
Batar sürur denizinde
Hüzünlü nice kelime
Sürur sende kalsın
Hüznü bende bırak yine
Ve gittiğin yerden dönme
Sorma da bu ısrar niye

Dönme, zayıftır dallarım
Tekrar çiçek açmaz
Meyveye duramaz kırılır
Bir cümlen ve gidişin
İçimde hala sızıdır
Buna rağmen dönme çünkü
En güzel şiirler gidene yazılır...

GİTMEYİ BİLECEKSİN...

Bileceksin gitmeyi
Bakmayacaksın ardına ne olur diye
Bırakmayacaksın bir kırıntı dahi
Ve hiç bir şey umut adına,
Yıkacaksın geçtiğin yolları
Eğer gidiyorsan, geri dönmemek için
Ayakların geriye doğru gitmeyecek
Aklının hükmünü geçireceksin kalbine
Ama eğer yoksa iraden,
Yenik düşeceksen bir zaman sonra kalbine
Ve duygular saracaksa seni
Vazgeç…
İçerde kalan parça rahatsız eder seni
Tek bir sebebin kalmadığında ise
Giderim deme, git!
Bir aşk dilenmedir o çünkü
En nihayetinde gideceksen de
Giderim demeyeceksin, gideceksin
Gitmeyi bileceksin…

11 Mart 2012 Pazar

GEREK...

Giryanken, gözden illa yaş mı dökmek gerek
Ağyara elemi handan ile setretmek gerek

Mihmandır ten-i viraneye sirette hüsn-ü ruh
Kim hub için suret-i rana mı seyretmek gerek

Silinir şems-i ruyu dideden ol yarin eyvah
Hicrana yanmaya andan ırak mı düşmek gerek

Bidarem nice, aşkın ki sarik-i huzurumdur.
Tarrar olmaya sim ü zeri mi gasbetmek gerek

Şekvası vardır azardan, dalda kurur goncagül
Katl-i cana illa bedenden ruh mu çekmek gerek

Bağlar rest-i zülfüyle, saplar gamze-yi celladın
Şikar-ı şaha hançer ve kılıç mı çekmek gerek

Derde agahtır Fadi enis-i kalbin, et sükut
Kim beyhude sivaya mı bahsetmek gerek

ELİF ELİF

Emare-yi muhabbet sinemde elif elif
Öyle kim olur deva bin derde elif elif

Bahr-i buhran içre hoş olur âlem duyup çün
Çalar, terennüm eder sazende elif elif

Kaddi bir nihal-i nevbahar ol gülizarın
Hatrolur, okunur suretinde elif elif

Yetmiş bin mesafe durur, şaha ermez yedim
Dalsa dide seyre kalksa perde elif elif

Cümlenin lisanında sahib-i hüsnün yâdı
Şaşma! Saklı âlemin özünde elif elif

Dilin la’l olmuş ey Fadi hicabın ardında
Aya, püryan mısın hasretinde elif elif

UMUT

Hüzün yoklamakta yüreğimi her adım başı
Nereden bileceksin içimdeki soğuk savaşı
Ne sanırsın bendeki bu sessiz kalışı
Umut, ayağımın altında kaldırım taşı...

YAPRAK DÖKÜMÜ

Yaşanan yaprak dökümüdür sevdalarda
Yazık ki üzülen vardır her iki tarafta
Ağızdan çıkan sözler canı yaksa da
Normal karşılanır her şey hatta yalan da..

ELA VE MAVİ

ne vakit gözlerim baksa gözlerine doğru
yeşil bir ırmak akar, mavi denize doğru

fadi kılıçzade